Su

Genel bir inanca göre insan günde iki litre su içmeliymiş. Böyle bir kanı anlamsızdır. Çünkü her insanın yapısı, kilosu, yaşı, bedensel faaliyeti, aldığı besinin cinsi değişiktir.

İklim bile günlük su gereksinimimizi artırabilir veya azaltabilir. İnsanın günlük su gereksinimi çıkardığı idrar sayısına bağlı olmalıdır. Kadınlar (miktarı ve rengi normal olmak koşuluyla) günde 3 veya 4 kereyi, erkekler 4 veya 5 kereyi geçmemelidir. Eğer idrar sayısı daha çoksa ve rengi amber sarılığında olacağına çok açıksa, alman sıvının miktarını azaltmalıdır.

Öte yandan idrarın rengi koyu, miktarı az ise daha fazla sıvı alınmalıdır. Genellikle birinci duruma daha fazla rastlanır. Anlaşılacağı gibi, suyun ve tuzun kilolar üzerinde büyük etkisi vardır.

su içmekNice insan yalnız tuzu keserek kilo vermiştir.

Şeker de şişmanlıkta büyük rol oynar; zararlı olmasından başka su içme gereksinimini arttırır. Beden bu tahriş edici maddeyi eritebilmek için sıvıya gereksinim duyar.

Tatlı veya pasta yiyince aşırı su içmemiz bundandır.

Kalori Nedir

Doktorlar ve besin uzmanların bedene yakıt sağlayan besine kalori adını vermişlerdir. Beden aldığı besini sindirerek yakıta, yani kaloriye çevirir. Bu kaloriler sonradan beden tarafından enerji olarak kullanılır. Eğer alınan besin (sıvı veya katı) bedenin gereksiniminden çoksa, pek tabii ki beden bu fazlalığı atamayınca depolayacak, yani yağa çevirecektir. Bu aşın kilolara set çekmek için kalorilerin hesabı yapmak gerekecektir. Aşırı kilo estetiği bozduğu gibi, sağlığı da tehdit eder.

Ancak unutulmamalıdır ki, bazı besinlerdeki kalorileri beden kolaylıkla kullanamaz veya yakamaz. Bunun başlıca nedeni alman besinin doğal olmayışıdır. Bu durumu bir örnekle açıklayalım. Bir an için bedenimizin soba, aldığımız besinin de sobaya atılan yakıt olduğunu varsayalım. Sobaya atılan yakıt iyi cinstense, yakıt tükendiğinde sobada cüruf kalmaz. îyi cinsten değilse cüruf kaldığı görülür, yani soba yakıtın tümünü eritememiştir. İşte beden de de durum böyledir.

kalori

Doğal besin alan beden yakıtın tümünü kullanabilir. Yapay besinin kalorisi düşük bile olsa, beden bu yakıtı eritemeyince depolamaktan başka çare bulamaz. Bedenin kullanamadığı, yapay dediğimiz bu besinler nelerdir? Beyaz un ve ürünleri, şeker ve şeker ürünleri, dondurulmuş yağlar ve ürünleri, her türlü konserve, kimyasal mayalı besin maddeleri, paketlenmiş besinler (muhafazası için içinde kimyasal madde bulunur), her türlü alkollü içki, sanayileşmiş besinler v.b.
Şayet alman besin yalnızca kalori hesabına dayanıyorsa, yani bedene gereken vitamini ve minerali, direnç verici maddeleri sağlamıyorsa, insan normal kilolarına karşın sağlıklı olamaz. Kalori hesabı kilo vermek isteyenler tarafından uygulanan bir hesap olmalıdır.
Biz insanlar neden doğaya uymuyoruz da icatlarımızın, alışkanlıklarımızın ve damağımızın kurbanı oluyoruz?

Şişmanlığın Nedenleri

Şişmanlığın Nedenleri
• Şayet şişmanlık belirli bir hastalıktan ileri gelmiyorsa, yanlış beslenmeden veya aşın yemekten ileri gelir.
• Az yiyen bir insanın da şişmanladığı görülür. Bunun başlıca nedeni bedenin yanlış seçilen besinleri yağa çevirmesidir (Bk. Besinlerdeki Uyum).
• Bedende biriken yağ yetersiz solunumdan da ileri gelebilir. Çünkü yetersiz solunum sindirimin kimyasal dengesini bozar, alman besin kaslara ve sinirlere yararlı olacağına, bedende gereksiz yağa, yani selülite dönüşür. Demek oluyor ki, aşın kilolarda solunumun da rolü vardır.
• İnsanın ruhsal durumu da önemlidir. Nice insan heyecandan, sinirden, iç sıkıntısından aşın yemek yer; şayet oburluktan değilse.
• Bir çok şişmanın aşın kilosu yağa değil aşın sıvıya, yani bedenin su toplamasına dayanır. O zaman suyu azaltmak yeterli olabilir. Unutmamalı ki, 1 gram tuz 120 cc. suyu kendine çeker.
Her şişmanlık aynı nedenlere dayanmadığına göre, olumlu bir sonuç almak için ancak şişmanlamanın nedenini bulduktan sonra gereken önlemleri almalıdır. Şayet kilolar yanlış beslenmeden, aşın yemekten veya fazla tuzlu besinlerden ileri geliyorsa, aşağıdaki rejimden yararlanılabilir; belirli bir hastalıktan veya yetersiz bir solunumdan ileri geliyorsa, bu rejim etkisizdir.

Aşırı Kilo

Bilindiği gibi aşın kilolar hanımların da, beyleri de ilgilendiren bir konudur. Bir çok gazete ve dergi zayıflatıcı veya iştah kesici haplar gibi önerilerde bulunur.

Ne var ki, bu haplar yalnız iştah kesmez, kabızlığa, aşın asabiyete, kalp dengesizliğine, uykusuzluğa da yol açar. Bu yüzden tavsiye edilmez.

İnsan nasıl zayıflayacağını düşüneceğine, şişmanlığın nedenlerini ortadan kaldırmaya çalışsa sorun kendiliğinden çözülmez mi? Bir hastalığı veya rahatsızlığı ortadan kaldırmaya uğraşacağımıza o hastalığa yol açan nedenleri yok etmek daha doğru olmaz mı?

aşırı kilo

 

 

Açlık Çekmeden Kilo Vermek

Sözünü edeceğimiz rejim bir hesaba dayanır. Bu hesabı kısaca açıklayalım. Beden aldığı besini (kaloriyi) sindirmek için bir miktar kaloriyi harcamak zorundadır. Eğer alınan besin (kalori) bedenin sindirim için harcadığı kaloriden fazlaysa, aradaki farkı beden depolar. Eğer alınan besin (kalori) bedenin sindirim için harcadığı kaloriden düşükse, bu kez beden kendi rezervlerini, yani yağlarını yakmak zorunda kalır. Bu rejimle insan aç kalmadan kilo verebilir, yeter ki sindirilmesi gereken kaloriler düşük cinsten olsun.
Bu rejimde günde bir, bir buçuk kilo düşük kalorili besin öngörülür.

Alınacak kalori miktarı 500 – 600 kalori arasında oynar. Çünkü her insanın yapısı bir olmadığı gibi, gereksinimleri de değişiktir. Ayrıca her insanın aldığı besini enerjiye çevirme yeteneği de aynı değildir. Yaşlılar gençlere oranla daha az kaloriye gereksinim gösterirler.

Aynı yaşta, aynı yapıda iki insandan biri kas ve beden gücü kullanır, öteki masa başında çalışırsa, bunların kalori gereksinimleri de aynı olmaz. Bu nedenle rejim süresince herkes kendi kalori gereksinimini kendisi saptamalıdır.

kilo vermek
Kilo vermek için açlık perhizine girmektense bu rejimi uygulamak daha doğru olur. Bu rejimle daha çabuk kilo verme olanağı vardır. Çünkü açlık sırasında bedenin sindirilecek bir kalorisi olmadığından harcaması gereken bir kalorisi de yoktur. Bu rejimde ise beden besindeki kalorileri kendisine mal etmek için kendi kalorilerini kullanmak zorundadır. Başka bir deyişle, beden 500 – 600 kaloriyi sindirebilmek için 1000 kaloriyi yakmalıdır. Rejimin özelliği, yağsız olmasına karşın, açlık hissettirmemesidir. Bedende önce selülitler yok olur, sonra yağlar erir. Besinlerin hazırlanış biçimine önem verilmelidir. Çünkü bir yumurta 80 kalori sağlarken, tere yağında pişmiş, tere yağlı ekmekle yenen bir yumurta rahatlıkla 400 kalori verir. Böylece neredeyse rejimin öngördüğü tüm kaloriler kullanılmış olur. 120 gr. et 200 kalori sağlar. Beden bunu sindirmek için 25 kalori harcar. Aradaki farkı, yani 175 kaloriyi alıkoyar. Oysa 100 gr. ıspanak 20 kalori sağlar. Bunun sindirilmesi için 35 kalori gereklidir. 120 gr. çeşitli sebze 48 kalori sağlarken, aynı sebzeler beyaz sosla yendiğinde 250 kalori verir. Yemekler mümkünse buğuda veya çok az suda pişirilmeli; ne yağ, ne de un katmalıdır. Salatalara, haşlanmış sebzelere biraz yoğurt, limon suyu, soğan, sarımsak konabilir. Yiyeceklerin çeşnileri güzel kokulu bitkilerle geliştirilebilir. Tuz, şeker veya tatlı yasaktır. Çünkü bir küçük kaşık krema 70 kalori sağlar. Kavrulmamış yer fıstığı hariç, tüm yağlı bitkilerden ve her türlü yağlı, unlu maddeden kaçınmalıdır. Belirli bir miktarda yenebilecek tek tahıl kepekli (kargo) pirinçtir. Çünkü pirinç şişmanlatmaz. Şayet sindirim sistemi kaldırıyorsa çiğ besin yenmeli; havuç, lahana, ıspanak, kereviz, domates, salatalık, vb. gibi. Böylece hem besinlerdeki vitaminlerden, minerallerden yararlanılmış olur, hem de bu maddeler mideyi doldurarak açlık duygusunu önler. Yalnız iyi çiğnemeyi unutmamalı. Rejim süresince elden geldiğince az su içmeli. Çünkü bu rejim bedene yeterince sıvı sağlar. Beden biraz susuz kalınca kendi yağlarım kullanır. Tuz ve şeker alınmadığına göre beden suya gereksinim göstermez.

Rejimle ilgili üç çeşit besin gurubu vardır.

  • Yüksek kalorili besinler (şişmanlatıcı)
  • Orta kalorili besinler (yavaş zayıflatıcı)
  • Düşük kalorili besinler (zayıflatıcı)
  • Bu listelerde belirtilen her besin maddesi tavsiye edilmese de okuyucuyu aydınlatmak için listeye ilave edilmiştir. Zamanla istenilen kiloya inildiğinde, üçüncü listeden ikinci listeye geçilebilir. Genellikle yüksek kalorili besin alan ve vitaminlerden, madenlerden yoksun olan şişmanlar bu listeden yararlanırlar.

Orta Kalorili Besinler

Düşük Kalorili Besinler

Yüksek Kalorili Besinler

Orta Kalorili Besinler

Orta Kalorili Besinler (100 gr. olarak hesaplanmıştır)

Yer fıstığı (kavrulmuş) 100 Patates (fırında) 100
Ançuez 160 Patates (haşlanmış) 85
Beyaz peynir 190 Pirinç (haşlanmış) 120
Dana eti 170 Süt (yağlı) 75
Deniz ürünleri 95 Tavuk 155
İncir (taze) 80 Üzüm (taze) 120
Karaciğer 140 Yerelması 90
Kiraz 70 Zeytin (salamura) 120
Muz 90

orta kalori değeri
Resim Hali

orta kalorili besinler

Yüksek Kalorili Besinler

Yüksek Kalorili Besinler (100 gr. olarak hesaplanmıştır)

Alkol (İt.) 7000 Kayısı (kuru) 260
Badem (kuru) 620 Keçi peyniri 280
Badem (taze) 450 Kek 400
Bakla (kuru) 340 Kestane 200
Bal 300 Kızartmalar 400
Bezelye (kuru) 330 Konyak 200
Biftek 280 Krema (taze) 350
Bira (İt.) 500 Kremalı pasta 550
Bisküvi 400 Kuzu eti 600
Bitkisel yağlar 900 Limonata (İt.) 480
Ceviz (kuru) 660 Likör (İt.) 2000
Ceviz (taze) 460 Margarin 750
Çester peyniri 300 Mayonez 800
Domuz eti 400 Sardalya balığı 200
Ekmek 250 Sığır eti 230
Erik (kuru) 300 Sosis 560
Fasulye (kuru) 350 Şarap (İt.) 750
Fındık (kuru) 650 Şeker 380
Fındık (taze) 460 Tere yağ 760
Hindi 270 Ton balığı 225
Hurma 300 Üzüm (kuru) 320
İncir (kuru) 275 Yağlı börekler 450
Jambon 300 Yumurta sarısı 370
Kakao 500

yüksek kalorili besinler

Resim Hali
yüksek kalorili besinler

Düşük Kalorili Besinler

Orta Kalorili Besinler (100 gr. olarak hesaplanmıştır)

Armut 60 Lahana (yeşil) 50
Balkabağı 30 Limon 45
Biber 30 Mandalina 40
Çilek 45 Mantar 30
Domates 25 Marul 20
Dut (taze) 60 Pancar 45
Elma 50 Patlıcan 30
Enginar 60 Pazı 20
Erik (taze) 65 Pırasa 40
Greyfurt 45 Portakal 45
Havuç 45 Salatalık 15
Hindiba (radika) 25 Soğan 45
Ispanak 25 Süt (yağsız) 35
Kabak 30 Şalgam 30
Karnabahar 30 Şeftali 50
Karpuz 30 Tere 20
Kavun 30 Turp 20
Kayısı (taze) 45 Yeşil fasulye 30
Kuşkonmaz 20 Yoğurt 45

 

düşük kalorili ürünlerRESİM HALİ
düşük kalorili besinler resim

Organların Dinlendirilmesi

Bedenin veya organların dinlendirilmesi binlerce yıldır bilinen bir şeydir. Eski uygarlıklar, daha sonra Yunan ve Roma uygarlıkları bu yöntemi uygulamışlardır. Her dinde oruç veya perhiz yöntemi görüldüğü bilinir.

 

Dinlerin ortaya koyduğu oruçlar, sağlık açısından organları dinlendirmekten, zehirlerden kurtarmaktan başka bir şey değildir.

Çağımızın besin uzmanların göre, çağımız insanı zaman zaman organlarını dinlendirmediği için çok şey kaybetmektedir. İnsan istediği kadar iyi kaliteli besin alırsa alsın şayet toksinler birikmişse, bunlardan kurtulmadıkça beden bizi sağlıklı bir biçimde besleyemez. Bedeni bu zehirlerden kurtarmanın en güzel yolu organları dinlendirmek, yani yemek yememektir.

organların dinlendirilmesi

Fakat yememek başka, perhiz yapmak başkadır. Aradaki farkın mutlaka bilinmesi gerekir. Yemek yemek, yani aç kalmak bedenin besine gereksinimi varken onu bundan yoksun bırakmaktır. Perhiz ise, bilimsel ve bilinçli bir şekilde bedeni toksinlerden kurtarmaktır. Doğal bir kurala göre, beden yiyecek bir şey bulamayınca, ilk olarak en az gereksinim duyduğu maddeleri kemirir, yani toksini ve zehrini. Beden bu toksinlerden kurtulunca bir çok hastalıklar, yakınmalar yok olur.

Romatizma, arterit, şeker hastalığı, gut, migren, şişmanlık, kabızlık, sindirim bozukluğu v.b. gibi.

Bilinçli bir biçimde perhiz yapan bir insan günlerce açlık duymayabilir. Çünkü beden kendi rezervlerini kullanmakta, yani gereksiz yağlarını yakıp eritmektedir. Her ne kadar organlar bedeni temiz tutmak için sürekli salgı salgılıyorlarsa da, soluduğumuz pis havanın ve yanlış beslenmenin yarattığı olumsuz etkiler, salgı organlarının atabilme kapasitesinin üstündedir. Sonuç olarak kan pislikle dolar, salgı organları aşın çalıştığından yorulur, bedenin direnç gücü zayıflar ve kronik hastalıklar baş gösterir.
Pek çok insan güçten düşeceğini sanarak bir öğün aç kalmaktan veya perhiz yapmaktan sakınır.

Bu tamamen yanlış bir kanıdır. Kazazedelerin günlerce aç, susuz yaşadıkları çok duyulmuştur. Hasta bir hayvan günlerce her tür yiyeceği reddeder.

Dişi kuşlar ve balıklar aç kalınca, bedenlerinde biriken yumurtaları besin olarak kullanır. Kış uykusuna dalan hayvanların bedeninde besleyici rezervler vardır. Ot bol iken kuyruklarında yağ biriken koyunlar, kıtlık olunca bu yağı besin olarak kullanırlar.

Hayvanlarda olduğu gibi insan bedeninde de açlığa, kıtlığa veya perhize karşı koyacak besin rezervleri vardır.

Tere – Lapidium sativum

Tere (Lapidium sativum)
Kökeni batı Asya’dır.

Sebzeler arasında C vitamininden yana en zengin olanlardan biridir.

Terede A ve B vitaminlerinden başka demir, kükürt, çinko, bakır, manganez, kireç, iyot bulunur.

Serinletici, iştah açıcı, idrar söktürücü, kanı temizleyici ve hafif laksatiftir.

Kansızlıkta, bronşitte, egzamada yorgunlukta, karaciğer ve böbrek yetersizliğinde etkilidir.

İdrardaki şekeri düşürdüğünden şekerli hastalara tavsiye edilir.

Uzun zaman durup sararmaya başlayan tere zehirli olabilir.

Çiçek açan tere de yenmez.

Tere daima az miktarda ve çiğ yenmelidir.

Nikotinin panzehiri olan tere sigara içenlere özelliklere tavsiye edilir.

Ayrıca diş etleri şiştiğinde yemek aralarında tere yemelidir.

tere otu

Böcek ısırıkları Alerji Kaşıntıya iyi Gelir

Limon suyu veya Limon yağı  Böcek ısırıkları Alerji Kaşıntı Gibi sorunlar yaşayan kişilere tavsiye edilir.
Kaşıntı veya böcek ısırığı olan yerin üzerine limon yağı veya suyu sürdüğünüzde bu tepkimelerin azalacağını göreceksiniz.

Organları Dinlendirme Yöntemleri

Öncelikle Bu Sözü Unutmayın ve Hep Hatırlayın

“Sofradan tok kalkmamalı ve acıkmadan yemek yememelidir.”

 

Haftada bir kere- Akşam yemeğinden sonra ertesi akşam yemeğine kadar hiçbir yiyecek veya içecek almamak. Perhize yeni başlanıyorsa, yalnız kaynamış su veya suyla meyve suyu karışımı içilebilir.

 
On beş günde veya ayda bir kere- Akşam yemeğinden sonra ertesi gün ve daha ertesi gün öğleye kadar, yani 36 saat yalnız kaynamış su içmek, (bedeni de dinlendirmek için bunu hafta sonu yapabilirsiniz)

Organ Dinlendirme Yöntemleri
Haftada bir kere ve hep aynı günde- 24 saat, yani üç öğün yalnız tek meyve yemek, ertesi gün kahvaltıda da aynı meyveyi yemek.

 
Ayda bir kere – Üç gün sırayla tek meyve yemek ve susadıkça biraz su veya şifalı doğal çaylardan şekersiz içmek.

 
Yılda bir kere, et yiyenler için yılda iki kere – 15 gün yalnız sebze ve meyve yemek (bu süre içinde protein, yağ, unlu madde veya şeker kesinlikle alınmamalıdır).

 
Beden ilkbahar veya yaz aylarında arınır.

Meyvenin ve yeşilliğin bu mevsimdeki bolluğu, güneş ve açık hava bu kürü kolaylaştırır. Fakat bedenin şiddetle arınması gerekiyorsa, zaman kaybetmeden bu kür herhangi bir mevsimde uygulanabilir.

Perhiz veya kür sona erdiğinde en önemli sorun, insanın katı besin olarak ilk ne yiyeceğidir. Şayet perhiz kısa süreli, yani bir veya iki üç günlük ise, bir kaç gün az yemekle yetinmelidir.

Eğer kür bir haftayı veya 15 günü bulmuşsa, ilk günün sabahı yine sıvı besin olmalı, öğleye doğru yudum yudum süt içmeli. İkinci gün bir öğün fırında kabuğu ile pişmiş patates, ikinci öğün fırında pişmiş elma yemeli.

Üçüncü gün kahvaltıda iki ince dilim kızarmış ekmekle biraz tuzsuz peynir yenebilir. Öğleyin fırında pişmiş patatesle salata, akşam yalnızca meyve yemeli.

Üçüncü günden sonra besin miktarı çoğaltılır, fakat yinede sofradan tok kalkılmaz. Ancak bir şeyi unutmamak gerekir.

Bu kürden sonra yine bedende toksin bırakacak cinsten besin yenirse, kısa süre sonra eski yakınmalar ve rahatsızlıklar yeniden baş gösterir.

 

Şunu bir kez daha tekrarlamakta yarar var.

Sofradan tok kalkmamalı ve acıkmadan yemek yememelidir.

Organlar Dinlenirken

Kür süresince bedenin asitleşmeye eğilimi vardır. Bu asiditeye set çekmek için her gün bir miktar limonlu su içilmelidir. Meyve sulan kaynatılmış ve soğutulmuş suyla karıştırılarak içilebilir.

Yalnız susadıkça içilmelidir.

Susamadan içmenin ne yararı vardır, ne de tavsiye edilir. Çünkü bu perhiz süresince bedendeki oksidasyon çoğalır. Bu çoğalma toksinlerin giderilmekte olmasından ileri gelir. Aşırı su içilirse toksinler giderilemez.

 
Beden, kısmen bağırsaklar kısmen de böbrekler yoluyla temizlenir. Perhiz yapan bir insanın idrar daha koyu ve daha asittir. Bağırsaklar da normal çalışmaz. Bu nedenle iki günde bir lavman yapmalı, yoksa bedendeki toksinler kana karışır.

PerhizPerhiz süresince insanda garip şeyler belirebilir , paslı dil, ağız kokusu, baş ağrısı, bulantı, baş dönmesi, kabızlık, bağırsaklar boşaldığı zaman hoş olmayan koku, v.b. gibi. Bütün bunlar bedenin toksinlerden kurtulmakta olduğunu gösterdiğinden, endişe edilmemelidir.

Ayrıca kan basıncı azalır, düşükse normale gelir, safra kesesi pisliğinden kurtulur, nabız atışı hafifler, kalp rahatlar, kan dolaşımı rahatsızlıkları yok olur, düşük ve yorgun organlar yerlerini bulur. Bedenin temizlenmesine fırsat verilmezse, kronik hastalıklardan başka ciltte çıban, sivilce, kızartılar da belirebilir. Bu belirtiler kanın temiz olmadığını gösterir.

 

 
Kür sırasında her ne kadar bellek zayıflarsa da, sonradan zihinde canlılık, bedende hafiflik hissedilir. Sağlıklı bir insan kür süresince çalışabilir. Hastanın ise yatması veya dinlenerek kürü sürdürmesi daha doğru olur.

 
Yeni bir beslenme sistemi uygulanınca beden de, zihin de on gün sonra değişmeye başlar. Bu değişim ancak 4 ayda tamamlanır. Kan plazması yaklaşık on günde, akyuvarlar 20 – 80 günde, alyuvarlar 120 günde değişir.

Tahılın Şifalı Etkilerini Gösteren Tablo

Süt emzirme Yulaf, çimlendirilmiş buğday
Anemi Çimlendirilmiş buğday. akdarı
Damar sertliği Çavdar
Genel güçsüzlük Akdarı
Kolesterol Çimlendirilmiş buğdayın yağı ve çimlendirilmiş mısır
Kabızlık Kepek
Çocukların gelişmesinde Yulaf, çimlendirilmiş buğday
Sinirsel depresyon Akdarı
Şeker hastalığı Yulaf
İshal Pirine suyu
Divertikülit Kepek
Kireç kaybı Çimlendirilmiş buğday
Bedenin minerallerden yoksun oluşu Çimlendirilmiş buğday
Sindirim bozukluğu Malta hülasası (arpadan)
Yorgunluk Çimlendirilmiş buğday
Frijidite Yulaf, çimlendirilmiş buğday
Gebelik Çimlendirilmiş buğday
Yüksek tansiyon Çavdar, pirine (başka besin almaksızın)
Basur Kepek
Tiroit yetersizliği Yulaf
İktidarsızlık Çimlendirilmiş buğday, yulaf
Cilt Hastalığı Pirinç unu (lapa olarak),kepek (Banyo olarak)
Sindirim aygıtı hastalığı Arpa
İdrar yolları iltihabı Arpa
Safra tasları Kepek
Lenfatik bünye Çimlendirilmiş buğday
Kalp hastalıkları Çavdar
Unutkanlık Akdarı
Nefrit Pirinç (başka besin alınmaksızın-Kempner rejimidir)
Nevrit Çimlendirilmiş buğday
Ödem (gebeliğin sonlarında) Pirinç
Şişmanlık Kepek
Bağırsak parazitleri Çiğ Pirinç
Polip Kepek
Raşitizm Çimlendirilmiş buğday
Zayıflama rejiminde Pirinç
İskorbüt hastalığı Çimlendirilmiş buğday. pirine
Yaşlanma Çimlendirilmiş buğday
Kısırlık Yulaf
Verem Çimlendirilmiş buğday
Üremi Yulaf
Kalın bağırsak kanseri Kepek ve tahıllar (şifalı yanından yararlanmak için pirinç kargo olmalıdır)
Genellikle önleyici olarak Çimlendirilmiş buğday (magnezyumca zengin olduğundan)

Tahılın Şifalı Etkileri

Besinlerde Uyum

Bu konu bir çok insanı ilgilendirebilir. Alerjiden, asiditeden, kabızlıktan aşın kilolardan ya da sindirim zorluğundan yakınanların ilgisini çekmelidir. Çok iyi kaliteli besin almasına ve az yemesine karşın, sindirim zorluğu çeken bir çok insan vardır. Bunun başlıca nedeni alınan besinler arasındaki uyumsuzluk olabilir. Besinler arası uyumun dengelenmesi her şeyde olduğu gibi, bir kurala dayanır. Bu kural mide salgılan ve mide işleviyle ilgilidir.

 
• Asitli ve karbonhidratlı madde aynı zamanda yendiğinde

Meyvelerdeki asit ağızdaki tükürüğün alkali özelliğini yansızlaştırır. Nişastalı madde, alkali ortam gerektirdiğinden, asitli maddelerle yendiğinde sindirim belirli bir süre için durdurulmuş olur.
Sonuç : Asitli maddelerle nişastalı maddeler aynı zamanda yenmemelidir.
Tatlı Tuzlu Acı Ekşi• Protein ve nişastalı madde aynı zamanda yendiğinde
Proteinlerin sindirimi asit bir ortam gerektirir. Alkali ortamda proteinlerin sindirimi olumsuzlaşır. Ancak bir besin maddesinde hem nişasta, hem protein varsa, midenin tepkisi ne olacaktır? Her cins besinin sindirim bezlerini özel bir biçimde etkilediğini, mide özsuyunun etkisinin besinin türüne göre değiştiğini çeşitli besinlerin guddelerden özel faaliyet beklediğini ve midenin gerektiği zaman en güçlü özsuyunu salgıladığını Pavlov belirtmişti.

Örneğin, ekmeğin sindirimi midede az asit salgılanmasını gerektirir. Ancak ekmeğin nişastası sindirildikten sonra, mide bu kez ekmekteki proteini sindirebilmek için bol miktarda asit salgılar. Demek oluyor ki, bir besin maddesinde hem nişasta, hem protein varsa, mide ikisini aynı zamanda sindiremez. Aynı öğünde hem ekmek hem de et yenirse ne olur? Sindirimin ilk iki saati içinde mide yansız bir özsu salgılayacağına, kuvvetli bir asit salgılar ve nişastalı maddelerin sindirimi bir süre için durdurulur. Bu iki besin aynı zamanda yenecekse, önce proteinli, sonra nişastalı madde yenmelidir. Çünkü midenin alt kısmı, asıl sindirimin oluştuğu yer daha çok asittir; üst kısmı ise daha çok nişastalı maddelerin sindirimine elverişlidir.
Sonuç : Unlu maddelerle proteinli maddeler aynı zamanda yenmemelidir.

 
• Protein ile protein aynı zamanda yendiğinde
Her ne kadar mide, sindirim öz suyu salgılamayı alınan besine göre dengeleyebilecek nitelikteyse de, aynı öğünde iki çeşit protein yenmesi tavsiye edilmez. Örneğin, et ve yumurta, et ve azotlu meyveler (fındık, ceviz, badem, muz, vb.), süt ve yumurta, yumurta ve azotlu meyveler, peynir ve azotlu meyveler vb. birlikte yenmemelidir. Bütün proteinler midede asit yaratır. Aşın protein aşın asidi te demektir.
Sonuç : Proteinle protein aynı zamanda yenmemelidir.

 
• Asitli maddeyle protein aynı zamanda yendiğinde
Pepsin bir mide özsuyudur. Alkali ortamda etkisiz, asit ortamda etkili olduğundan proteinlerin sindirimini kolaylaştırır. Bu gerçek, göz önüne alınarak, yemek ortalarında asitli ilaç almanın yada asitli meyve yemenin sindirime yardımcı olacağına uzun bir süre inanılmıştır. Bu gün bu uygulamanın tamamen yanlış olduğu anlaşılmıştır. Çünkü ilaçtan ve meyveden alınan asit sindirimi kolaylaştıracağına pepsini yansızlaştırmakta yada oluşmasını engellemektedir. Pepsinin oluşmasını engelleyen asit, besinin midede çürümesine neden olur. Rahatsız veya dengesini yitirmiş bir mide fazla veya eksik özsu salgılar. Bu yüzden sindirime yardım amacıyla proteinli madde ile asitli meyve aynı öğünde yenmemelidir.
Sonuç : Asitli maddeyle proteinli maddeleri aynı öğünde yememelidir.

 
• Yağlı madde ve protein aynı zamanda yendiğinde
Yağ iştahın oluşturduğu mide özsuyunun miktarını kısıtlayarak sindirim süresini uzatır; mide faaliyetini ağırlaştırır ve midedeki pepsinin miktarını düşürür. Tere yağ, krema, sıvı yağlar, soslu yemekler, yağlı etler, vb. gibi besinleri cevizle, peynirle, yumurtayla veya etle aynı zamanda yememelidir. Fakat aynı öğünde bol miktarda çiğ yeşil sebze yenirse, yağın proteinler üzerindeki olumsuz etkisi yansızlaşır.
Sonuç : Yağlı maddelerle proteinli maddeler aynı öğünde yenmemelidir.

 
• Şeker ve proteinli madde aynı zamanda yendiğinde
Şeker mide özsuyunu ve mide faaliyetini olumsuz etkiler. Şekerli madde yalnız başına yenirse hemen bağırsağa geçer. Başka besinlerle birlikte yenildiği zaman midede uzun zaman kaldığından ekşimeye yol açar.
Sonuç : Şekerli maddelerle proteinli maddeler aynı zamanda yenmemelidir.

 
• Şekerle nişastalı madde aynı zamanda yendiğinde
Unlu maddelerin sindirimi genellikle ağızda, her lokmayı iyice çiğneyerek, tükürüğe iyice bulaşmasıyla başlar. Şayet midedeki koşullar da uygunsa sindirim devam eder. Unlu maddeler yendiğinde sindirimin ilk aşaması ağızda oluşurken, şekerinki bağırsakta oluşur. Şeker yalnız başına yenirse kısa zamanda bağırsağa geçer. Başka bir besinle yendiği zaman, öbür besin maddesinin sindirilmesini beklemek zorundadır. Şeker de unlu maddeler de çabuk fermente olur. Buna midenin nemliliğini ve ısısını da katarsak, bunların kolaylıkla aside dönüştüğünü görürüz. Reçelleri, marmelatları ve benzeri şekerli besinleri ekmeğe, tahıla, patatese ve diğer unlu maddelere katarak yememelidir. Şeker unlu maddenin sindirimini engeller. Bal da unlu maddelerle yendiğinde aynı olumsuz etkileri doğurur.
Sonuç : Nişastalı madde ile şekerli madde aynı zamanda yenmemelidir.

 
• Süt ve peynir aynı zamanda yendiğinde
Peynir mayalanmış bir maddedir. Süt ise mayalanmaya daima hazırdır. Midede ikisinin birleşmesi fermantasyona neden olur. Süt ülserlilere ve gastritten yakınanlara tavsiye edilse de, şekerle içildiğinde herkes için sağlıksız besinin sınıfına girer. Sütle  şekerin birleşmesi sindirim aygıtının mukozasını tahriş eder ve midede gaz, şişkinlik, bedende yorgunluk, uyuklama ve sinirsel dengesizlik yapabilir. Süt kuru yemişlerle yada az miktarda balla içilebilir. Sütü ya yalnız içmeli, yada sütle iyi bağdaşan asitli meyvelerle birlikte almalıdır.
Sonuç : Süt ve peynir aynı öğünde yenmemelidir.

 
• Sebze ve meyve aynı zamanda yendiğinde
Çiğ yeşil sebzeler meyvelerle aynı öğünde yenirse, sindirim zorluğuna ve sindirim aygıtında çeşitli fermantasyonlara neden olabilir. Yemek sırasında içilen meyve suyu ile yenen yeşil çiğ sebze (salata gibi) de aynı olumsuz etkileri yapabilir. Her türlü sıvı, katı besinlerden yarım saat önce ya da yemeklerden uzak, yani yemek aralarında içilmelidir. Sebzeler sütle bağdaşmaz. Sebze hayvansal ya da bitkisel proteinle, unlu maddelerle, yumurtayla, yağlarla, tahıllarla, kuru sebzelerle, peynirlerle ve yağlı bitkilerle bağdaşır.
Sonuç : Sebze ve meyve aynı öğünde yenmemelidir.

 
• Bazı özel uyumlar ve uyumsuzluklar
Patates – Süt ve süt ürünleriyle, yeşil sebzelerle (çiğ veya pişmiş) kolayca bağdaşır.

 
Kavun ve karpuz – Bunlar yalnız başına yenirse midede kısa bir süre kalıp bağırsağa geçerler. Kavun ve karpuz başka besinle yendiğinde midede ve bağırsakta gaz yapabilir. Bu nedenle yalnız başına yenmelidir.

Çiğ ve pişmiş meyve – Aynı öğünde yendiğinde bağdaşmaz.

 
Her insanın yapısı bir değildir. Her besinin yapısı da bir değildir. Kimine iyi gelen bir besin bir başkasına dokunabilir. Mideleri sağlam olanlar uyumsuz besinleri bir arada yeseler bile bundan pek rahatsız olmazlar. Sindirim aygıtı zayıf, duyarlı yada hasta olanlar içinse durum aynı değildir. Kuralları uygulamak zor gelirse, önce basitlerden başlanmalıdır. Zamanla sindirim aygıtı rahatladıkça kuralları uygulamak daha kolay gelecektir.

Makrobiyotik Besin

Makrobiyotik rejim, bir perhiz veya beslenme yöntemi değildir, doğrudan doğruya doğa kurallanna uyarak beslenmedir. Bu beslenme tarzı zengin, yoksul herkes için elverişlidir.

Uzak Doğuda milyonlarca insan Lao-Tse’nin, Song-Tse’nin, Konfüçyüs’ün, Huda’nın, Mahavira’nın ve bunlardan çok önce Hindistan’da tıpla uğraşanların makrobiyotik bilgilerine dayanarak mutlu ve sağlıklı yaşamayı başarmıştır.

Ünlü Japon besin uzmanı G. Ohsavva (asıl adı Niyoiti Sakirazavva) bu beslenme tarzım herkesçe uygulanabilecek bir biçime koymuştur. Bir bilimin yararlı, verimli ve pratik olabilmesi için, temel bir kurala dayanması zorunludur. Uzak Doğunun felsefe anlayışı, yaşam ve evren üzerindeki görüşleri temel bir yasaya dayanır.

 

Bu temel yasa evrendeki her şeyi iki zıt sınıfa ayırır. Bir yandan birbirini tamamlayan, öte yandan birbirine tamamen zıt olan bu iki etkin güç (gece ile gündüz, kadın ile erkek gibi) evrendeki her şeyi canlandırır, yıkar, üretir, yaratır. Bu iki zıt güç “Yang” ve “Yin”dir. Yang olumlu ve merkezcildir. Yin ise olumsuz ve merkezkaçtır. Her şey bu iki güçten etkilenir. Evrende hiç bir şey salt Yin ya da salt Yang değildir.

Örneğin A’ya göre B Yin olabilir. Yang merkezcil güç şu niteliklere sahiptir; Isı ve ışık verir, sıkıştırıcıdır, ağırlık vericidir, seslidir. Biçim olarak yassı, alçak ve yataydır. Ağırdır, bir şey ağır olduğu oranda Yang’dır. Çünkü merkezcil gücün daha çok etkisi altındadır. Renk olarak, en sıcak renk Yang’dır.

Yin merkezkaç güç ise şu niteliklere sahiptir; Soğuktur, karanlıktır, sessizdir, genişleticidir, hacmi büyüktür, yükselmeye eğilimli ve hafiftir. Şekil olarak büyük, yüksek ve dikeydir. Hafif olduğu oranda Yin’dir. Renk olarak, en soğuk renk Yin’dir. Bu ilkelere dayanarak evrende her şeyi Yin ve Yang diye ayırabiliriz. Hatta ışığı ve radyasyonu dalga uzunluklarına göre sımflandırabiliriz. Dalgalar ne kadar uzunsa, o oranda Yang’dır; kızıl ötesi ışınlar gibi. Dalgalar ne kadar kısaysa o oranda Yin’dir; mor ötesi ışınlar gibi. Bu yönteme dayanarak hastalıkları, mikropları ve hastalıklara yol açan etkenleri de sımflandırabiliriz.

Evrende her şeyin bir biçimi, rengi, kendisine özgü bir ağırlığı olduğuna göre, bu bilgiye dayanarak besinlerden hangisinin Yin, hangisinin Yang olduğunu anlayabiliriz. Biraz ayırt etmeye çalışalım; Hangi sebze veya meyve en çok Yin’dir? Kuşkusuz mor renge en yakın olanlar. Patlıcan, kara üzüm, kırmızı lahana, patates (tohumu mor olduğundan), kan portakalı, şeker (pancar ve şeker kamışının renginden dolayı) gibi.

Bütün bunlar içten veya dıştan mavimsi yada morumsudur. Bu besinlerin Yin olduğunu anlamak için bir hafta yalnız bu tür besin yemek yeter. Hafta sona erdiğinde insan çabuk üşür, soğuğa karşı direncini yitirir.

Kırmızı ve san renkteki besinlerse Yang’dır; balık, et, yumurta, havuç, v.b. gibi.

Yin-Yang Dengesi

Yin-Yang Dengesi ve Bunun İnsan Üzerindeki Etkileri

Bedenimizde su boldur. Ancak aşırı su içmek zararlıdır. Çünkü su hücrelerimize besin sağlar ve bedenimizin ısısını düşürür. Aşırı su böbrekleri ve kalbi yorar, bunların daha çok çalışmalarını gerektirir. Suyu bol olan bir madde yumuşaktır. Bu da merkezcil gücün düşük olduğunu gösterir. Su sürekli buharlaşır. Çünkü merkezcil gücün etkisi altındadır. Hareketli kişiler genellikle hareketsizlere oranla daha çok su içerler.

 

Çünkü faaliyet sırasında suyu kaybederler. Fazla hareketli olmayıp çok su içerlerse Yin olurlar; çabuk üşürler, hareketsiz tembel, sıkılgan ve zayıftırlar.

 

Soğuk ülkelerde kolaylıkla yetişebilen her şey genellikle Yang, sıcak iklimlerde  yetişenlerse Yin’ dir. Sıcak iklimlerde yazın daha çok ishale rastlanmasının başlıca nedeni bu ülkede daha çok Yin besin yenmesidir.

(Yin besin bağırssakları aşırı genişletir. Her türlü genişleme ve hacim büyümesi Yin’dir.)

 

Kuzey ülkelerde yaşayanlar güneyde yaşayanlara göre daha dayanıklı ve sağlamdır. Çünkü daha çok yang besin yerler. Yin iklimde kolaylıkla Yang besin, Yang iklimde ise Yin besin yetiştir. Yin olan insanlar Yin iklime alışmakta güçlük çekerler. Kadın Yin’dir ama meydana getirdiği yumurta Yang’ dır. Erkek ise Yang’dır ve sperması Yin’dir.

 

Alınan besinin cinsi, miktarı ve hazırlanış şekli insanı bedensel ve ruhsal yönden etkiler. Vejeteryan insanlar genellikle felsefe meraklısı, meditasyona, estetiğe, edebiyata, dine eğilimli kişilerdir. Vejeteryan olmayanlar ise genellikle mekanik, endüstri yolunda ilerlemeye dönük ve sömürgecidir. Yenen besinin dengeli olabilmesi için Yin ve Yang oranı 1/5 olmalıdır. Ancak besin hazırlanırken fiziksel (ısı, basınç, v.b.) ve kimyasal (su, tuz, v.b.) etkenler bu oranı bozar. Bu nedenle 1/5 oranına uymak zordur. Doğru besin alıp almadığımızı her gün idrar ve dışkının rengini, biçimini ve miktarını inceleyerek denetleyebiliriz. İdrar berrak ve koyu sarıysa, dışkıda şekilli , kokusuz, uzun yapılı ve fındık kabuğu rengindeyse, bir gün önce yenen besinin Yin ve Yang oranı dengeli demektir. İdrar ve dışkının rengi çok açıksa, Yin besinin fazla alındığını gösterir. Şayet idrar berrak ve rengi çok açıksa, Yin besinin fazla alındığını gösterir. Şayet idrar berrak ve rengi çok açıksa, Yin besinin fazla alındığını gösterir. Şayet idrar berrak ve rengi çok açıksa ve 10 dakika sonra çökelti görülürse, bir hastalığa, aşırı kaloriden dolayı böbreklerde rahatsızlığa  veya Yang etkenin eksikliğine işarettir. İdrar, bol , berrak ve çok açık renkliyse, şeker hastalığı olasılığı yüksektir. 24 saatte 4-5 kereden çok idrara çıkanın ya böbrekleri zayıftır, yada kalbinde bir sorun vardır, yada bilinmeyen başka bir rahatsızlığı olabilir. Dışkı yeşilimsi ve okside olmuşsa, rengi kararmışsa, aşırı Yin besin alındığını gösterir.

 

Hayat Yang, Ölüm ise Yin’dir.

Sağlık Yang, Hastalık Yin’dir.

Fizyolojik hayatımız ve faaliyetlerimiz aldığımız besine dayanır. Besinlerimiz bitkisel kaynaklı olmalıdır. Yediğimiz klorofilli maddeyi beden hemoglobine dönüştürür. Hemoglobin hücrelerimizin beslenmesi için gereklidir. Vücut kana (kırmızıya) dönüşmeyenleri dışkı ve idrar yoluyla (sarı renkte) dışarı atar. Yang etkenler (tuz,ateş, basınç, suyu çektirme) besinlerin hazırlanışını kolaylaştırır. Bu süreç sindirim sistemimizde sürekli oluşmaktadır. Fizyolojik hayatımız Yin renklerin Yang’ a dönüşmesine dayanır. Sağlığımız, özgürlüğümüz, huzurumuz bu dönüşmeye bağlıdır.

 

Süt Hakkında Bilmeniz Gerekenler

İnsana birçok yönden yararlı olan süt, bozulmaya aday bir besin maddesidir. Sağıldığı andan tüketicinin eline geçinceye kadar geçirdiği aşamalarda sütün temizliğine titizlikle önem verilmelidir.

Önem verilmesi gereken bir başka nokta da hayvanın beslenmesi, bakımı ve sağlık durumudur. Normal beslenen, sağlıklı bir hayvanın 1 (bir) litre sütünde 35 gr. albümin (4 yumurta),30-40 gr. yağlı madde  (45-47 gr. Tereyağı) 50 gr. şeker veya laktoz bulunur. Bütün bu özelliklerden yararlanmak için sütün taze olması gerekir. Bozulmaması için süt birçok aşamalardan geçer. İster pastörize edilsin, ister sterilize edilsin, en sağlıklı ve yararlı süt ineğin memesinden sağılıp kullanılan süttür. Süt, işlem gördükçe besin değerini kaybeder.

 

süt içmekBesin uzmanlarının süt üzerindeki görüşleri değişiktir. Kimine göre süt (özellikle de inek sütü ve pastörize sütler) verem mikrobu taşıdığından, çocuklarla yaşlıların düşmanıdır. Yoğurt ve sütten yapılan ürünler de aynı olumsuz özellikleri taşır. Süt 70 derecede pastörize edilir. Bu ısıda verem ve tifo mikropları ölmez. Süt ürünleri içinde en az zararlı olan tuzu alınmış beyaz peynirdir.

 

Bebeklerin, yaşlıların ve anne adaylarının süte gereksinimi olduğu bilinir. Süt anne adayının dişlerini korur. Doğacak çocuğun dişlerinin normal gelişmesini sağlar. Günde içilen yarım litre süt bedenin gereksinimlerini karşılar.  Bedenin birçok hastalığa karşı koymasına yardımcı olur. Sütün sindirimi ağırdır, birçok mideye el vermez. Sütten yararlanmayanlar onun yerine yoğurt yiyebilirler. Karaciğerinden rahatsız olanlara süt tavsiye edilmez. Zor sindirenler sütü içer içmez bir miktar da limon suyu içmeli. Limon suyu sütün midede pıhtılaşmasını sağlar, böylece sindirim kolaylaşmış olur.

 

Ancak sütün bazı zararları da vardır. Sütün Zararlarını Okumak için Buraya  Tıklayın.

 

 

 

Sütün Zararları

sütün zararlarıSütün değerli bir besin maddesi olması bileşimindeki kalsiyuma ve proteinlere dayanır. Süt demirden yoksundur. Son on yılda yapılan bilimsel araştırmalar sütün birçok insana zararlı olduğunu ortaya koymuştur.

 

Sütün bu olumsuz yanları nelerdir ve kimleri etkiler ?

Birçok insanın süte alerjik olduğu bilinir. Kimisi de sütü sindiremez. Sütten asıl zarar gören ise küçük çocuklar , özellikle de ana sütü yerine bol miktarda inek sütü ile beslenen bebeklerdir.

Okul çağında sütle beslenen çocuklarda demir eksikliği, kansızlık görülür.

Kimi çocuklarda bağırsak kanaması bile görülmüştür.

Kansızlığın belirtileri; Zayıflık, halsizlik, yüzde halsizlik, yüzde renksizlik ve asabiyet. Yakın zamana kadar doktorlar bu çocuklardaki demir eksikliğinin sütteki demir noksanlığından ileri geldiğini sanıyorlardı. Oysa yapılan araştırmalardan elde edilen sonuçlar bambaşkadır. Süt demirden yoksun olduğu için değil, proteinin etkisiyle bedenden demiri aldığı için zararlıdır.

Dr.Calvin W. Woodruff tahribatı yapanın taze sütteki protein olduğunu ve zararların hangi mekanizma ile meydana geldiğinin henüz bilinmediğini açıklamıştır. (Southern Medikal Journal, Mayıs 1975)

 

Ayrıca Süt ve sütlü maddeler bedendeki müküsü (sümüklü ve balgamlı salgıyı) arttırır. Bu nedenle sinüzitli (burunda), astımlı (ciğerlerde) ve kolitli (bağırsakta) olanlar bu besin maddesinden sakınmalıdır. Bazı besin uzmanlarına göre, yetişkin insanın süte gereksinimi yoktur. Nitekim doğada yaşayan hayvanlar da sütten kesildikten sonra bir daha sütle beslenmezler.

Yoğurt

yogurt ve yoğurt suyuSerinletici, lezzetli, sağlıklı bir besin maddesidir. Sindirimi zor olan sütün yerini rahatlıkla tutabilir. Sütten hoşlanmayan çocuklara yoğurt verilmelidir. Yoğurt bağırsaklarda kalan besin maddelerinin çürümesini önler ve olumsuz bakterilerin üremesini engeller. Her gün bir miktar yoğurt yiyerek bağırsak florasını dengeleyebiliriz.

Bağırsaklara asıl yarayan yoğurdun suyudur. Bazı ev kadınları yoğurdu süzerek suyunu atar. Oysa bu  yoğurt suyu çorbaya konabilir, içilebilir yada herhangi bir sos yapımında da kullanılabilir. Bağırsakları temiz tutmak için her gün 2 -3 çorba kaşığı yoğurt yemeli veya suyunu içmelidir.

Yoğurt öbür sütlü maddeler gibi proteince zengindir. Bakteriler bu proteinin sindirilmesini kolaylaştırır. Ayrıca yoğurtta kolayca sindirilen ve sütten çok miktarda kalsiyum bulunur. Kalsiyumun kolesterolü (kalp hastalıklarına yol açan kandaki yağı) düşürdüğü kanıtlandığına göre, yoğurdun da düşüreceği muhakkaktır. Hatta yoğurta kanseri önleyici özellik bulunduğu bile ileri sürülmektedir. Şu var ki, pastörize sütten yapılan yoğurttaki bakteriler özelliklerini kaybederler.

 

Antibiyotik alındığı zaman bol miktarda yoğurt yemekte yarar vardır. Çünkü antibiyotikler bağırsak florasını, yani bağırsaktaki yararlı bakterileri yok ederek sindirim zorluğuna ve kabız a yol açar. Bu olumsuz sonucu önlemek için antibiyotik alırken yoğurt yenmeli.

 

Yoğurt gece yendiğinde bazı bünyelerde şişlik yapabilir. Özellikle sarımsakla yenmişse. Bu nedenle yoğurdu gündüz yemeli. Hatta sabah yenmesi tavsiye edilir.

Şeker

şeker zehir
şeker zehir

Yakın bir geçmişe kadar şekeri insanın besininde büyük bir yer almazdı. Her gün yediğimiz şeker, ilk olarak Asya’da yapılmış ve Avrupa’ ya Haçlı seferlerinden dönen askerler tarafından getirilmiştir. O çağda ancak çok zenginler şeker alabiliyordu. Şeker kamışına gelince, bu maddeyi Avrupa’ya 1493 te Kristof Kolomb getirmiştir. Napoleon 19. yüzyılda Avrupa’da şeker fabrikaları kuruncaya kadar şeker, büyük bir önem taşımamıştır. Fransa kralı XIV. Louis zamanında şeker çok az miktarda eczanelerde satılmıştır.

 

1850′ de dünyanın yıllık şeker üretimi 1,5 milyon ton iken bugün bu miktar 70 milyon tonun üstüne çıkmış bulunmakta, üstelik her yıl artmaya devam etmektedir.

 

Şeker ölü bir besindir. Kalorisi yüksektir ama, vitaminlerden ve madensel tuzlardan yoksundur. 1 gram şekerde 4 kalori bulunur. Beden için bir yakıt sayılmasına karşın, şekerin yaptığı tahribat bedeni zamanından önce yıpratır.

Neden ? Pancardan çıkan tatlı öz su önce kireçle, sonra karbonik asitle işlem görür. Bu yüzden içindeki değerli mineraller yansızlaşır.Şeker sağlığa aykırı daha çok işlem gördükten sonra, kimyasal maddelerle ağartılarak rafine edilir.

 

Her gün çayımıza, kahvemize, yeni doğmuş çocuğun biberonuna, ihtiyarın hastanın kompostosuna koyduğumuz iekere İsveçli besin uzmanı Are Waerland, “Halkın bir numaralı düşmanı” diyor.

Dr. A. Volgel ise şekere “Kalsiyum hırsızı” adını yakıştırıyor.

Dr. Le Goff, Fransa’da her yıl bir yaşına varmadan ölen  80.000 çocuğun yarısından fazlasının biberonuna konan şeker yüzünden öldüğünü ileri sürüyor. Şekerin dişleri çürüttüğünü herkes bilir. Özellikle de süt dişlerini dökmemiş çocukların dişlerine zararlıdır.

 

Dr. Carton, “Şeker mide ve karaciğer hücrelerini uyararak sindirim aygıtını zamansız yıpratır. Bedende yarattığı asit, artritik bünyelere zemin hazırlar. Şeker kemiklerin kirecini kemirir, bedendeki B1 vitaminini yok eder” diyor. Londra Üniversitesi besin uzmanlarından John Judkin de verdiği bir demeçte şekerin 200 yıl öncesine oranla 25 kat daha fazla yendiğini, bunun ise damar sertliğine yol açtığını yağlardan ileri geldiği sanılıyor. Oysa bugün bu iki hastalığın bol şeker ve rafine edilmiş nişaştalı madde yemekten ileri geldiği anlaşılmış bulunuyor.

 

Şekerin yarattığı hastalıklar ve hastalık belirtileri şunlardır; Migren, romatizma, karaciğer şikayetleri, yorgunluk, kaşıntı, basur, asabiyet, sinirsel depresyon ya da çöküntü, uykusuzluk, çarpıntı, nefes darlığı, duodenum ülseri v.b.

 

Bir çok tıp ve besin uzmanına göre, şeker yedikçe kronik hastalıklar, mide ülseri v.b. iyileşmez. Yine aynı uzmanlara göre şeker büyük bir olasılıkla bilinmeyen daha birçok hastalığın nedenidir.

 

Aşırı şeker yemek bir mumun iki ucundan yakmaya benzer. Şekerli madde yedikçe metabolizmanın B grubu vitaminlerine gereksinimi artar.

 

Sekarine gelince; Gerçek adı sulfinide de benzoiquue olan bu madde beyaz şekere oranla 300 – 500 kat daha tatlıdır. Taşkömürünün katranından elde edilen bu kimyasal madde böbrekler için zehirdir.